İstanbul'dan Ulduz

Gurbet Veri Bankası açıldı! Yurtdışında yaşayan Türkiyelilerin deneyimlerini toplamaya başladı. Eğer siz de deneyimlerimizin bir aradalığını önemsiyorsanız şu bağlantıda bulacağınız soruları yanıtlayıp bana (omer.ottesen@gmail.com) gönderin!

Gurbet Veri Bankası'nı oluştururken aklımda bir süredir Türkiye'de yaşayan, dili öğrenmiş "yabancıların" deneyimlerini toplamak da vardı. O yüzden "yurtdışında yaşayan Türkiyeliler"in deneyimlerini toplamak istiyorum, demiştim zaten. Hem bu deneyim arşivini etnisite temelli kılmamak, hem de Türkiye'de hiç yaşamamış kişilerin hikâyeleriyle bu bağlamda ilgilenmediğim için yapmıştım bunu. 

İran deyince sizin aklınıza neler geliyor bilmem ama bendeki ilk çağrışımları "Türkiye İran olur mu? Baskıcı rejim ama underground kültürü çok gelişmişmiş" gibi basmakalıp cümleler oluyor. Uzun bir tarih paylaştığımız İran kültürüyle bu kadar mesafeli olmak bana garip geliyor. O yüzden Ulduz'un katkısı benim için her zamankinden daha anlamlı.

"Sadece ülke değiştirme demiyelim, graduate hayatı bambaşka bir şey"

Boğaziçi Üniversitesi'nde moleküler biyoloji ve genetik doktorası yapan Ulduz, 6 yıllık İstanbullu. "Hem Türkiye'deki iş kültürüne alışman lazım, hem graduate hayatına," diyen Ulduz, bilim kariyerinde ilerlerken yeni bir ülkede yaşama serüvenini paylaşıyor.

Facebook'ta takipte kalmak isterseniz: Gurbet Veri Bankası

(Ulduz'dan önce) Kimler geldi, kimler geçti?

Wörgl'den Cihan: Asla ikinci sınıf psikolojisine girmemeli kimse
Ilmenau'dan Murat: En önemli fark, emeğin değeri
Dubai'den Jale: Kendi hikâyeni yeniden oluşturmak
Berlin'den Barış: Vekil adaylığından ilticaya "başka bir dünya mümkün"
Nagoya'dan Bilal: Japonlar arasında "havayı okumak"
Budapeşte'den Didem: Bulunduğunuz yerde mutlu değilseniz, ayrılın ordan
Lizbon'dan Sezgi: Mutlu olmayı öğrendim
Arrouquelas'tan Nisan: Önyargıları kırıyoruz beraber
Pittsburgh'den Erkan: Türkiye bizi kustu, tükürdü, dışarı attı
New York'tan Yıldız: İmkansızlık hissi yok denecek kadar az
Amman'dan "Barack": Yeni insanlara, hikâyelere şans ver
Shenyang'dan Birmingham'a Yağmur: Önemli olan nerede olduğun değil, kiminle olduğundur
Happy Valley'den Özgür: Kavgasız, dövüşsüz hayatlar sakinleştirici etki yaratıyor
Brüksel'den Ceylan: Dünya vatandaşı olun
"İstanbul güzelliği aklımı başımdan çıkarttı ve bir sürelik burada yaşamaya karar verdim"

Kimsin, nesin? Nerede, ne zamandan beri yaşarsın? Neyle iştigal edersin?

Benim adım Ulduz. Başta söylemem gereken bir iki şey var. Birincisi Türkçe yazmak dünyadaki en zor işlerden biri. İkincisi Türkçede kelime sayısı olarak hâlâ pek zenginleşemedim diyelim. Ona göre tüm Türkçe hatalarım için şimdiden kusura bakmayın. Mesela en basiti hâlâ ne zaman ı ve ne zaman i karıştırıyorum (ve tabii ki Ömer zorladım ki en azından gramatik hatalarımı düzeltsin diye). Üçüncüsü, ilk iki nedenden dolayı edebi yazamıcam ve başkaların yazısı kadar güzel olmayabilir. Ona göre yazı tarzım biraz daha karşılıklı oturuyoruz ve konuşuyoruz gibi olacak.

Konuya ve soruya geri dönersek... Adım Ulduz, Türkçede yıldız deniliyor. Ulduz kelimesi Azerice ve aynı zamanda bir İranlı çocuk kitabında kahramanın ismi (bkz. Ulduz ve Kargalar, Ulduz ve Konuşan Bebek, ve yazar Samad Behrangi). Çocukluğumdan beri kitaptaki Ulduz kadar rebellious bir kişiliğe sahip olmak istedim ama pek olmadı. Ben İranlı Azeriyim. Türkiye ve Türkiye'nin kültürüne göre ilk tanışma 93'te Barış Manço'nun 7'den 77'ye programıyla. Ama Türkiye'ye 5 sene, 358 gün ve 12 saat civarı önce geldim [yayın tarihini göz önünde bulundurarak bir 3-5 gün daha eklemeniz gerekiyor bu süreye :)]. İstanbul güzelliği ve Boğaziçi Üniversitesindeki Güney Kampusunun manzarası aklımı başımdan çıkarttı ve bir sürelik burada yaşamaya karar verdim... Master bitirdim ve projem sevdiğim için doktorayı da kalmaya karar verdim ve şimdi moleküler biyoloji ve genetikte doktoranın 5'inci dönemindeyim yani 2,5 sene de doktoradan geçti.

"İlk sene resmen sürekli adrenaline rush halindeydim"

Yolun gurbete düştüğünde ilk olarak neler hissettin? Yeni bir ülkede olmanın duygu durumu sende nasıl karşılık buldu?

Gurbet nedir? Pek hayatımda gurbetteyim diye hiçbir yerde his etmedim… Çünkü bir türlü dünyanın neresinde olursa olsam, eğer orada arkadaşlarım veya akrabalarım varsa gurbet duygusu diye bir şey his etmiyorum. Eğer arkadaşlarım yoksa ama arkadaş grubu kurabiliyorsam yine o gurbet duygusunu pek anlamıyorum. Ama ilk gün buraya geldiğimde, ilk kez tek başına yurtdışı seferi yapıyordum ve ilk sene resmen sürekli adrenaline rush halindeydim… O dönemin geçmesi biraz uzun sürdü…(loool)

Coğrafiya olarak komşu ülke olduğumuz için bir sürü şeylere alışmam hızlı oldu. Bir de onun dışında Türkçeyi önceden ve çocukluğumdan TV'den öğrendiğim için, sadece konuşmakta başta biraz sıkıntı yaşadım ama yazmakta baya gazeteleri ve kitab okuyarak ilerleyebildim ama hâlâ baya sıkıntılarım var ve biraz bozuk yazabiliyorum :) Ama şimdi fark ediyorum ki ana dilim olarak Azeri konuştuğum zaman bazen Türkçe kelimeler kullanıyorum ve biraz Azeri konuşmak zor gelebiliyor ara sıra...



"Graduate hayatı bambaşka bir şey... Hayatın mutant hale geliyor, wild-type insan olmaktan çıkıyorsun"

Ülke değişikliğinin çalışma hayatına yansımaları neler oldu? İş ortamının uyum sağlamana (veyahut da sağlayamamana :) stres yok, hangimiz en zayıf halka gibi hissetmeden bir ömür sürebiliyor ki?) etkisini nasıl deneyimledin?

Sadece ülke değiştirme demiyelim, graduate hayatı bambaşka bir şey... Gittikçe hayatın mutant hale geliyor, wild-type insan olmaktan çıkıyorsun. Ona göre hem Türkiye'deki iş kültürüne alışman lazım, hem graduate hayatına... Bu konuda işler hâlâ devam ediyor ve sürekli gelişiyorum, daha çok öğreniyorum günler geçtikçe. Ama bence bu normal bir süreç, zaten dünyada hiçbir şey sabit değil ki, her şey değişiyor ve sürekli bu değişime daha iyi ayak uydurmak lazım.

"Asıl iş ve sorumluluk, arkadaşlık ilişkilerini korumak ve devam ettirmek"

Arkadaş edinmek ve kendi sosyal çevreni kurmak ne kadar kolay (ya da zor) oldu? Kendi background'un, kişiliğin ve bulunduğun yer bu denklemde nereye oturuyor?


Kendi sosyal çevremi kurmak biraz sürdü ve geldiğimden beri baya değişti etrafımdaki insanlar. Ama bence bu normal bir süreç ve kötü ya da iyi diyemem, bu süreç uzun olsa ya da kısa, geçer gider, asıl iş ve sorumluluk, arkadaşlık ilişkilerini korumak ve devam ettirmek. Sosyal bir insanım, genelde rahat yeni arkadaş bulabiliyorum, ama bazen aşırı sosyalliğim biraz canımı sıkıyor. O zaman tüm çevrelerden kaçıp bir günlüğüne tek başıma takılırım.

"Bazı zamanlar oluyor canım İran'da olmak istiyor ve bunu en çok İran'ın nevruz bayramı ve yeni yıl tatilinde his ediyorum"

Türkiyeli [yani İranlı] diğer expat'lerle iletişiyor musun? "Hiç çekemem, benden uzak olsun"cu musun, yoksa "bazen beni sadece bir Çorumlu [ses uyumu en fazla Şiraz'da mı var ne :)] anlayabilir"ci mi?

Expat'ler olarak, arkadaş olmak daha rahat ve daha kısa sürede gerçekleşiyor. Mesela bir grup Facebook'ta var, sadece İstanbul'da yaşayan expat kadınlar için. Çok güzel ver herkes sürekli birbirine yardımcı olmaya çalışıyor; ya da mesela yabangee websitesi ve event'leri. Hem başarılı makaleleri var Türkiye'deki yaşamla ilgili hem çok güzel event'ler düzenliyor yabancıların tanışması için. Ama tabii ki bazı zamanlar oluyor canım İran'da olmak istiyor ve bunu en çok İran'ın nevruz bayramı ve yeni yıl tatilinde his ediyorum....

"İstanbul'un Boğazı, Tahran'a göre hava olarak daha temiz olması, canlı ve 24/7 harekette olan hali beni kendine cezb ediyor"

Gurbetle sıla karşılaştırması yapacak olsan? Kültür olur, iş etiği olur; hangi bakımdan karşılaştırmak istersen...

Geçen her seneyle, ne kadar İran ve Türkiye'deki siyasi, sosyal, kültür tarihin birbirinden etkilendiğini fark ediyorum. Son kaç yüzyılda dönem dönem, bazen Türkiye bazen İran daha modern ve progresif bir ülke olmuştur.

6 senedir İstanbul'da yaşıyorum, sosyal bilimlerde pek bilgili insan değilim. Ama İstanbul'daki son 6 senemi, 5 sene yaşadığım Tahran‘la karşılaştırdığımda, benzerlik çok var ama tabi ki farkları da çok göze batıyor. Benzerlik olarak mesela her iki şehir de ülkenin en çok kültürel fırsatları (tiyatro oyunu, konserler, festivaller) odaklı ve her iki şehirde maalesef böyle aktiviteler o kadar pahalı ki herkes gidemiyor.

Farklık olarak, Tahran'ın havası çok zararlı seviyede çoğu günler kirli ama İstanbul'un şehrin genişliği ve boğaz yanında olması baya hava kirliliği de çok düşük seviyede kalıyor. İkinci farkı, şehirdeki yaşam alanlarıyla ilgili. Tahran'da ne kadar kuzeye gidersen, yaşayan insanlar daha zenginleşiyor ve evler daha lux haline geliyor güneye doğru giderken daha fakirleşiyor. Ama İstanbul'da her ilçeye gezmeye isterseniz gidin ve her türlü sınıftan yaşayan insan var...

İstanbul'un Boğazı, Tahran'a göre hava olarak daha temiz olması, canlı ve 24/7 harekette olan hali beni kendine cezb ediyor.

“Hâlâ şöyle cümleler çok duyuyorum: 'Ah, İranlı mısın? Siz Arapça konuşuyorsunuz, dimi?'”

Bu kadar zamanda burda en çok beni üzdüren çoğu insanın doğu ve güneydoğuda komşu ülkelere karşı ignorance ve bilmezlik var ve bunu hatta üniversite eğitimi olan insanlarda görüyorum... Biz ilk okul 5’inci sınıftaki coğrafya dersinde İran’ın komşular kimlerdir, en önemli dağları, nehirleri, şehirleri ve o ülkenin export'u nelerdir diye öğreniyoruz. Ama burada ben hâlâ şöyle cümleler çok duyuyorum: “Ah, İranlı mısın? Siz Arapça konuşuyorsunuz, dimi?” (Bu soruya ben Farsça cevap verince, karşıdan “ama Arapça alfabesiye yazıyorsunuz ki” cümlesine, “siz de Türkce İngiliz alfabesiyle yazıyorsunuz” cevap veriyorum.) Ya da mesela “Of, İran çok tutucu ve kapalı bir ülke, buraya gelmek nasıl bir duygu? Hatta duydum ki kadınlar araba kullanmak yasak”. Bu cümleye her seferinde duyunca nasıl bir tepki vereceğimi şaşırıyorum. Başta sinirleniyordum biraz ama şimdi sadece gülümseyip ve insanları bilgilendirmeye çalışıyorum.

"Buradaki ilk Ramazan ayı beni ilk birkaç gün şaşırtmıştı"

Buraya ilk geldiğim gün, 4 Nisan 2011, başımı komple açabiliyorum diye çok mutluydum ama mutluluğum çok sürmedi, stajım Çapa Hastanesinde bir araştırma laboratuvarındaydı ve yurdum Fatih’te 15 dk. yürüme mesafesinde. Geldiğimden bir hafta sonra havalar nispeten ısınmıştı ve kolsuz bir bluz giymiştim ve Fatih sokaklarından geçerken iki teyzeden laf yedim ve gittikçe fark ettim ki İstanbul’da yaşayan popülasyon arasında öyle bir çeşitlilik var ki her ilçede, her mahallede istediğini giymiyebilirsin ya da giyersen çok ağır negatif bakışlar alır, sözler duyabilirsin.

Ramazan ayında İran'da dışarıda yemek yemek, hatta su içmek nerdeyse bir sürü şehirde imkansız ya da çok zor ve gizli şekilde. Açıkta yemek yemenin cezası var ama buradaki ilk Ramazan ayı beni ilk birkaç gün şaşırtmıştı… Hani nerdeyse her yerde gün içinde yiyip içebiliyorsun.

Bir de burada benim alanında araştırmak için para bulmak İran'a göre çok daha rahat ve Avrupa bağlantılarından dolayı collaboration imkânları da daha çok… Zaten ilk burada staj ve sonra master yapma nedenlerim bunlardı.

İran vs Türkiye karşılaştırma listesi çok uzun, nerdeyse hâlâ her gün yeni bir şey öğreniyorum ve bu listeyi yazmak için ne zaman var ne yeterince yerimiz.

"Sadece ülkemin gündemi değil dünyadaki gündemi takip ediyorum"

Gurbetteyken Türkiye'de [İran'da] olup bitenlere nasıl bir mesafede duruyorsun? Ülke gündeminin kendi hayatına yansımaları neler oluyor?


Tabi ki sürekli takip ediyorum ve güncel olmaya çalışıyorum. Ama şöyle bir şey var, şu an ben sadece ülkemin gündemi değil dünyadaki gündemi takip ediyorum... Çünkü ülkeler artık tek başına ve sadece kendilerini düşünmemeleri lazım. Şu an en çok, İran, Türkiye, AB ve ABD haberlerini ve gündemini takipteyim.

"Hatalarınızı ve başarısızlıklarınıza karşı sorumluluk his edin"

Kendi hayatımda haberler bazen bir günlük moralimi alt üst edebiliyor.

Diğer expat'lere ya da adaylarına, "ben ettim sen etme" ya da "sen de yap güzel oluyor" yollu önerilerin?

Her zaman gittiğiniz ülkenin diline ve kültürüne özen gösterin ve öğrenin. Kendinizi başka kendi yurtdaşlarınızla kısıtlamayın. Orada insanlarla samimi ilişki kurmak istiyorsanız, onların dili, genel kültürünü öğrenmeniz şart. Bir de sizin ülkelerde iyi gelenek olan şeyler başka ülkede kötü anlama gelebilir bunları iyice araştırmadan bilmeden dikkat edin. Hatalarınızı ve başarısızlıklarınıza karşı sorumluluk his edin, onlardan ders alın ve kalkıp yolunuza devam edin.

"En azından bir kere expat hayatı yaşayın"



Başka bir çift söz? (teklif var, ısrar yok)

Hayatta en azından bir kere expat hayatı yaşayın çünkü hiç beklemediğiniz muhteşem maceralar sizi bekliyor ve dünyaya bakış açınız alt-üst olabiliyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Uppsala'dan Fulden

Onlar expat de biz gurbette miyiz?