Kuzey Virginia'dan Ali

"Burada hiçbir zaman kendimi 'evimde' hissedememiş olmakla beraber, artık bir evim varmış gibi gelmiyor. Yaşadığım yer dahil, her yere dair bir yabancılaşma hissediyorum."

Eğer siz de yurtdışında yaşayan bir Türkiyeliyseniz, şu bağlantıda bulacağınız soruları yanıtlayıp bana (omer.ottesen@gmail.com) gönderebilirsiniz!

Facebook'ta takipte kalmak isterseniz: Gurbet Veri Bankası

(Ali'den önce) Kimler geldi, kimler geçti?

Tokyo'dan Ece: Kimsenin hayatı tamamen kolay ya da zor değil
Pensilvanya'dan Fatma: Herkes kendi işine bakıyor, stres yok, entrika yok
Groningen'den Bremen'e Irmak: İnanır mısınız, insan çalışmayı özlüyormuş
Trondheim'den Deniz: Kendimi özgür hissettim
İstanbul'dan Ulduz: Sadece ülke değiştirme demiyelim, graduate hayatı bambaşka bir şey
Wörgl'den Cihan: Asla ikinci sınıf psikolojisine girmemeli kimse
Ilmenau'dan Murat: En önemli fark, emeğin değeri
Dubai'den Jale: Kendi hikâyeni yeniden oluşturmak
Berlin'den Barış: Vekil adaylığından ilticaya "başka bir dünya mümkün"
Nagoya'dan Bilal: Japonlar arasında "havayı okumak"
Budapeşte'den Didem: Bulunduğunuz yerde mutlu değilseniz, ayrılın ordan
Lizbon'dan Sezgi: Mutlu olmayı öğrendim
Arrouquelas'tan Nisan: Önyargıları kırıyoruz beraber
Pittsburgh'den Erkan: Türkiye bizi kustu, tükürdü, dışarı attı
New York'tan Yıldız: İmkansızlık hissi yok denecek kadar az
Amman'dan "Barack": Yeni insanlara, hikâyelere şans ver
Shenyang'dan Birmingham'a Yağmur: Önemli olan nerede olduğun değil, kiminle olduğundur
Happy Valley'den Özgür: Kavgasız, dövüşsüz hayatlar sakinleştirici etki yaratıyor
Brüksel'den Ceylan: Dünya vatandaşı olun

"Bir yıl mühendislik okuduktan sonra hayatım boyunca o kadar sıkılmayı göze alamadım"

Kimsin, nesin? Nerede, ne zamandan beri yaşarsın? Neyle iştigal edersin? 

A.B.D.’ye daha önce bi iki kere turist olarak gelmiştim. Ama 2002’de, Temmuz sonu muydu, Ağustos başı mıydı, A.B.D.’ye ziyaret için değil de, yaşamak için taşındım.

İlk olarak Pennsylvania’nın ortasında, üniversiteden başka pek bir numarası olmayan State College kasabasına gittim. Penn State öyle ya da böyle bilinen bir okul—özellikle bazı dallarda. Elektronik mühendisliği konusunda dünyanın sayılı üniversiteleri arasında. Ben de elektronik mühendisliği okumak için gittim. O zamanlar daha yeni yeni gelişen robotik meselelerine merak salmıştım. Fakat bir yıl mühendislik okuduktan sonra hayatım boyunca o kadar sıkılmayı göze alamadım ve bölüm değiştirdim. Orada felsefe okuduktan sonra sosyal bilimler ve kültürel çalışmalarda eğitimime devam ettim. 

Pennsylvania’dan Kuzey Virginia’ya taşındım. Kuzey Virginia diyorum çünkü bir zamanlar Kuzey Virginia dediğimiz yer, yani Potomac Nehrinin hemen güneyi de Washington DC sayılıyormuş da sonra değişmiş de bir şeyler. Ama işte ha Washington DC’ye taşındım demişim, ha Kuzey Virginia’ya. Ama Virginia’nın geri kalanı öyle değil. Neyse, burada mastır ve doktoramı bitirdim ve 3 yıl boyunca American University’nin uluslararası ilişkiler bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştım. Fakat buradaki maceram da bitti. 

İki ay sonra, 2017’nin güz dönemi için, Boston’a taşınıyorum. Orada Boston College’da iletişim bölümünde asistan profesör olarak çalışmaya başlayacağım. Fakat A.B.D.’nin kuzeydoğusundan çıkamadım. 17 yaşında geldim, 15 yıldır buradayım—yani hayatımın çoğu diyemesem bile, yetişkin hayatımın hemen hemen neredeyse hepsi burada geçti.

"Oraya nasıl geldiğimiz, orada nasıl olduğumuzu ve hissettiğimizi de etkiler"


Yolun gurbete düştüğünde ilk olarak neler hissettin? Yeni bir ülkede olmanın duygu durumu sende nasıl karşılık buldu?

Ben A.B.D.’ye gelişimi "gurbete düşmek" olarak değerlendirmiyorum açıkçası. Gurbete düşmek, başına bir şey geldiğini ve istemsizliği ima ediyor. İnsan bir yere düştüğü zaman genelde kendisini istemeden bir durumun içinde bulur ve oradan çıkmak için uğraşır. Düşülen yerler pek keyif verici değildir—belediye çukuru gibi (Orhan Veli’nin ruhuna). 

Yani, bir şeyin içine ya da bir yere doğru düşmedim. Yani, bu olayda ailemin desteği ile beraber benim seçimim ve girişimim vardı. Çünkü oraya nasıl geldiğimiz, orada nasıl olduğumuzu ve hissettiğimizi de etkiler. Eğer düşmüş olsaydım, yani oraya gelmek bir kaza olsaydı, hislerim çok daha olumsuz olurdu. Fakat buraya gelmek benim için nefes almak gibi bir şeydi, bir nevi özgürlüktü. Bu hissiyatımın geldiğim yerin "Amerika" olmasıyla alakası yok, ama geliş biçimimle alakası var, yani, dediğim gibi, düşmedim. Fakat geride bıraktığım ve geride bıraktığım için çok mutlu olduğum şeyler vardı: konuşmadığım ve konuşmak istemediğim insanlar, yabancılaştığım ve zoraki katıldığım kültürel ritüeller, arkadaşlıkla alakası olmayan arkadaşlıklar ve lise yıllarının o derin, yıpratıcı dramları. 

Tabii hiçbir şey o kadar kolay değil. Bir iki yıl sonra köşe başındaki kebapçıdan tut da trafiğin karmaşasına, yoldaki simitçiye kadar garip gurup şeyleri özlemeye başladım. Küçük bir kasabada yaşamamım ve büyük oranla asosyal bir inek olmamın sonucu olarak her şey çok temiz ve steril gelmeye başladı. Türkiye’nin karmaşası, saçmalıkları olmayınca sanki kendimi eksik hissediyordum. Okul bittiğinde, yazları Türkiye’ye gitmek iyi geliyordu. Bir sonraki yıla hazırlanmak için güç topladığımı düşünüyordum. Fakat zaman geçtikçe, 2 değil de 12 yıl sonra daha farklı oldu. Türkiye’ye gidememeye başladım. Burada hayat kurduktan sonra iş aramak, çalışmak vs. yüzünden ara iyice açıldı. Burada hiçbir zaman kendimi "evimde" hissedememiş olmakla beraber, artık bir evim varmış gibi gelmiyor. Yaşadığım yer dahil, her yere dair bir yabancılaşma hissediyorum. Artık burası da tam uymuyor, orası da.

"Küreselleşmenin böylesinde göçmenliğin etkisi belki eskisi kadar şiddetli olmuyor"

Ülke değişikliğinin çalışma hayatına yansımaları neler oldu? İş ortamının uyum sağlamana (veyahut da sağlayamamana :) stres yok, hangimiz en zayıf halka gibi hissetmeden bir ömür sürebiliyor ki?) etkisini nasıl deneyimledin?

Benim bu konuda söyleyebileceğim pek bir şey yok, Türkiye’de bir çalışma hayatım olmadı—2 tane stajyerlik dışında. Ama stres yok demek pek mümkün değil. Her işin belli bir stresi var, akademinin stresi, hele burada, feci. Farklı ülkelerde akademi nasıl, ne kadar stresi var yok bilmediğim için ülke değiştirmenin yansımaları üzerine bir şey diyemeyeceğim. 

Ama uyum sağlamak, yani, bir göçmen olarak kültürel çalışmalarda ders vermek bazen enteresan bir tecrübe. Sürekli buradaki popüler kültürü takip ediyorum, en son dizileri, şarkıları, internet şakalarını fln—sınıfta çok değerli oluyorlar. Hem öğrenciler beklemediği için, hem de bağlantı kurabildikleri için. Her ne kadar göçmen olsam da, Ankarada’ki evimde MTV, Nickelodeon, yok CNN vs. izleyerek, lise yıllarımı Public Enemy, KRS-One, Cypress Hill dinleyerek fln geçirdim. Yani, küreselleşmenin böylesinde göçmenliğin etkisi belki eskisi kadar şiddetli olmuyor. Tabii, A.B.D. imparatorluğu değil de kendi kültürünü tüm dünyaya yaymayan bir yere gitmiş olsaydım, bu kadar kolay olmayacaktı.

"Yakın çevrem dışında insanlarla haşır neşir olmayı sevmem"

Arkadaş edinmek ve kendi sosyal çevreni kurmak ne kadar kolay (ya da zor) oldu? Kendi background'un, kişiliğin ve bulunduğun yer bu denklemde nereye oturuyor? 

Türkiyeli diğer expat'lerle iletişiyor musun? "Hiç çekemem, benden uzak olsun"cu musun, yoksa "bazen beni sadece bir Çorumlu anlayabilir"ci mi?

İki soruyu beraber cevaplamak istedim. Kendi kişiliğimin bu konuda çok etkisi oldu. Bir ailem, 2 kedim, bir playstationum ve 2 tane hobim var. İşimi gücümü yapıp, onun dışında evde takılmayı seven biriyim. Yakın bir çevrem dışında insanlarla çok da haşır neşir olmayı sevmem açıkçası. Bu tavrım diğer insanların göçmen olup olmamasından bağımsız, zira Türkiye’deyken de böyleydim #bornthisway

Gurbetle sıla karşılaştırması yapacak olsan? Kültür olur, iş etiği olur; hangi bakımdan karşılaştırmak istersen... 

Ay bu çok şey.

"Bazen saçma veya kötü bir haber geldiği zaman, o gün donuyorum, bir şey yapamıyorum"

Gurbetteyken TR'de olup bitenlere nasıl bir mesafede duruyorsun? Ülke gündeminin kendi hayatına yansımaları neler oluyor?

Benim araştırma alanım Türkiye ve Türkiye’de milliyetçiliğe direniş olarak başladı ve Türkiye bağlamında queer direnişin diline dönüştüğü için Türkiye’yi pek yakından takip ediyorum, Türkiye üzerine yazıyorum ve okuyorum. Bazen saçma veya kötü bir haber geldiği zaman, bombalamalar veya hapse atmalar/davalar gibi, o gün donuyorum, bir şey yapamıyorum. Sonra olan biten üzerine yapılan yorumları takip ediyorum ve o yorumları takip ettiğim için kendimi kötü hissedip bir iki gün haberlere bakmıyorum. Ama kopmak imkânsız tabii.

"3-4 seans için bile olsa bir psikoloğa gidip karman duman hislerinin arasında bir yön bulabilmek mühim"

Diğer expat'lere ya da adaylarına, "ben ettim sen etme" ya da "sen de yap güzel oluyor" yollu önerilerin?

Hmm. İnsan çeşit çeşit. Benim önerim ya da mutlaka yapılması lazım diye düşündüğüm şey başkasına ters gelebilir. Amma ve lakin, birkaç tavsiyede bulunayım, sonra isteyen alır isteyen almaz.

Yer değiştirdiğin zaman sağlam bir akıl ile hayatını idame ettirebilmen, aklının esnekliğine bağlı. Eğer aklın geride bıraktığın kalıplarla işlemeye çalışırsa, içinde bulunduğun duruma uyum sağlayamayacağın gibi, eski ve yeni arasında sıkışıp ruh sağlığını tehlikeye sokabilirsin. Bunun için 2 önerim var: 

Psikolog: Yer değiştirmek zor. Bazen etkileri yıllar sonra çıkıyor, bir etkisi olduğunun farkına varmıyoruz. Ülkemizden sırtında "yav o deli doktoru" gibi lüzumsuz bir stigma taşımanın anlamı yok. 3-4 seans için bile olsa bir psikoloğa gidip karman duman hislerinin arasında bir yön bulabilmek mühim. Psikolog ayarında arkadaşın varsa ne güzel. Fakat psikologlar bu iş için eğitim alıyor.
Sana ters düşen şeyleri yap: Aklın esnek olması ve duygusal/akli duvarları aşabilmesi, gurbette yaşayabilmek için çok önemli. Aklımızdaki duvarlar hep öğrendiğimiz şeyler ve çoğunlukla büyürken bizim üzerimize kültürümüzün/toplumun attığı şeyler. Bunları geride bırakabilmek kanımca önemli. Gece çıkmaya alışkın değil misin? Çık. Oraya gitme, gidersen şöyle olur böyle olur diye bir şey mi duydun? Git. Bir kere denersin, sevmezsen bir daha gitmezsin, çıkmazsın, o yemeği yemezsin, o değişik şeyi içmezsin, o hobiyi yapmazsın, o müzeye gitmezsin vs. Ama insanın kendi aklındaki sınırları yıkması için uğraşması önemli.

Doğa evrensel. Nereye gidersen git, orada bir doğa vardır ve öyle ya da böyle, doğanın yerini değiştirmenle alakası yok. Dünyanın her yerinde bir parça doğa var. Doğayla kurduğum bağ benim için en önemli şeylerden biri oldu. Etrafımda ne olursa olsun, hemen yakınımdaki bir parkta yürüyüş yapmak, nehir kenarında yürümek, göle taş atmak vs. çok iyi geliyor. En azından benim için etrafımda doğa varken olduğum bağlamın önemi kalmıyor.
Benim kadar asosyal olmanı tavsiye etmem. İnsanı ayakta tutan şeylerin başında sağlam bir sosyal çevre geliyor. Arkadaşlar bir nevi güvenlik ağı, hem destek olmak hem de destek olunmak önemli.

Başka bir çift söz? (Teklif var, ısrar yok)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Uppsala'dan Fulden

Onlar expat de biz gurbette miyiz?