Pensilvanya'dan Fatma

"En kolay adaptasyon sürecini iş hayatında yaşadım. 'Oh be, dünya varmış' dedirtti. Herkes kendi işine bakıyor, stres yok, entrika yok. Çalış dur, kimse zamanını gereksiz yere çalmıyor. Gereksiz şeylere tripler yapılmıyor, ha olur da sen yaparsan o senin kaybın. Ne kadar profesyonel olursan o kadar rahatsın. Türkiye’de benim özlemini çektiğim şey. Herkes sana ve yaptığın işe saygı gösteriyor."

Eğer siz de yurtdışında yaşayan bir Türkiyeliyseniz, şu bağlantıda bulacağınız soruları yanıtlayıp bana (omer.ottesen@gmail.com) gönderebilirsiniz!

Facebook'ta takipte kalmak isterseniz: Gurbet Veri Bankası

(Fatma'dan önce) Kimler geldi, kimler geçti?

Groningen'den Bremen'e Irmak: İnanır mısınız, insan çalışmayı özlüyormuş
Trondheim'den Deniz: Kendimi özgür hissettim
İstanbul'dan Ulduz: Sadece ülke değiştirme demiyelim, graduate hayatı bambaşka bir şey
Wörgl'den Cihan: Asla ikinci sınıf psikolojisine girmemeli kimse
Ilmenau'dan Murat: En önemli fark, emeğin değeri
Dubai'den Jale: Kendi hikâyeni yeniden oluşturmak
Berlin'den Barış: Vekil adaylığından ilticaya "başka bir dünya mümkün"
Nagoya'dan Bilal: Japonlar arasında "havayı okumak"
Budapeşte'den Didem: Bulunduğunuz yerde mutlu değilseniz, ayrılın ordan
Lizbon'dan Sezgi: Mutlu olmayı öğrendim
Arrouquelas'tan Nisan: Önyargıları kırıyoruz beraber
Pittsburgh'den Erkan: Türkiye bizi kustu, tükürdü, dışarı attı
New York'tan Yıldız: İmkansızlık hissi yok denecek kadar az
Amman'dan "Barack": Yeni insanlara, hikâyelere şans ver
Shenyang'dan Birmingham'a Yağmur: Önemli olan nerede olduğun değil, kiminle olduğundur
Happy Valley'den Özgür: Kavgasız, dövüşsüz hayatlar sakinleştirici etki yaratıyor
Brüksel'den Ceylan: Dünya vatandaşı olun

Kimsin, nesin? Nerede, ne zamandan beri yaşarsın? Neyle iştigal edersin?

İsmim Fatma Pir Çakmak, 2012 yılından beri Amerika’da, Pensilvanya eyaletinde yaşıyorum. Kimya alanında doktora yapmaktayım, Amerika’ya geliş nedenim bu.

"En zor kısmı herhalde aksan"

Yolun gurbete düştüğünde ilk olarak neler hissettin? Yeni bir ülkede olmanın duygu durumu sende nasıl karşılık buldu?

Aslında açıklaması çok zor. Kendini farklı duygular içerisinde buluyorsun her gün. Bir gün çok özlüyorsun, üzülüyorsun, ertesi gün "ne güzel doktora yapıyorum, insanlar ile çalışmak çok rahat, burada çok profesyoneller" diye düşünüyorsun. En zor kısmı herhalde aksan. Dili biliyorsun ama ilk geldiğinde bir restorana gidip bir şey ısmarlamak istediğinde defalarca tekrarlamana rağmen anlamayabiliyorlar. Sonra "haaa, water" diyorlar, "evet, ben de yarım saattir water diyordum" diyorsun.

Little little into the middle, pek anlamsız geliyor burada ☺ Burada derken biraz daha açayım, bizim küçük, beyaz Amerikalılarla dolu köyümüz ve çevresinde. Her yer çok farklı Amerika’da, kocaman ülke. Gideceğiniz yer, yaşayacağınız tecrübeyi çok değiştirecek.

Bir de kimsen yok, herkes ailesinin yanına gidiyor, senin ne arkadaşın var ne ailen yakında. Tabii internet inanılmaz bir şey. Ailen bir telefon mesafesinde. İlk aylar genelde arkadaşlarınla ve ailenle telefonda geçiyor boş zaman bulduğunda. Sonra daha da alışıyorsun.

Her şey büyük bir görev, keşfedilmesi gereken bir yolculuk. Gidip alışveriş yapmak bile, inanılmaz bir aktivite. Ne alacaksın, nereden alacaksın ve ne seviyorsun bilmiyorsun. Zamanla alışılıyor ama artık yeter dediğin de oluyor.

"Hangi durumlarda nasıl davranman gerektiğini tekrar öğrenmen gerekiyor"

Kültür çok farklı bizim alıştığımız kültürden. Türkiye’de günlük hayatta nasıl davranılır, ne söylenir çok iyi biliyorsun. Burada ne zaman ne demen gerektiğini, hangi durumlarda nasıl davranman gerektiğini tekrar öğrenmen gerekiyor. Herkes çok kibar ve saygılı, maalesef biz Türkiye’de sıramızı nasıl kaptırmayız, nasıl hakkımızı koruruz diye uğraşırken burada o telaş nasıl birbirimize kibar oluruza dönüyor. Dünyalar tepetaklak.

Personal space diye bir şey var, keşke bizde de olsa! Kimse senin kişisel alanına çok yaklaşmıyor, 2 metre öteden pardon diyerek geçiyor. Bizde olduğu gibi ısrar yok, herkes ne demek istiyorsa direk onu söylüyor. Kimse aman şunu kırmayayım, aman şöyle kıvırayım diye bir uğraş içine girmiyor. Ne demek istiyorsa onu söylüyor, direk ve net. Alınganlık da yapılmıyor. Tabii her şeyi çok kibar ve düzgünce söylüyorlar.

"Herkes kendi işine bakıyor, stres yok, entrika yok"

Ülke değişikliğinin çalışma hayatına yansımaları neler oldu? İş ortamının uyum sağlamana (veyahut da sağlayamamana :) stres yok, hangimiz en zayıf halka gibi hissetmeden bir ömür sürebiliyor ki?) etkisini nasıl deneyimledin?

Açıkçası en kolay adaptasyon sürecini iş hayatında yaşadım. "Oh be, dünya varmış" dedirtti. Herkes kendi işine bakıyor, stres yok, entrika yok. Çalış dur, kimse zamanını gereksiz yere çalmıyor. Gereksiz şeylere tripler yapılmıyor, ha olur da sen yaparsan o senin kaybın. Ne kadar profesyonel olursan o kadar rahatsın. Türkiye’de benim özlemini çektiğim şey. Herkes sana ve yaptığın işe saygı gösteriyor.

Bir şey sorarken kimse "senden yaşça büyüğüm, ne diye sana soracağım, senin deneylerinden bana ne, ben ne dersem o olur" gibi tavırlar içinde değil. Kim olursan ol, herkese saygı göstermek zorundasın. Hocana ilk ismi ile sesleniyorsun ve beraber çalışma arkadaşı olarak görüyorsun birbirinizi. Türkiye’deki gibi "aman hocama bir şey diyemem, saygısızlık olur, ne isterse yapmalıyım" diye bir şey yok. Şunu belirtmem lazım, herkesin deneyimi farklı. Ben bizim labda tek yabancıyım, diğer herkes Amerikalı. Kimya bölümünün büyük bir kısmı Amerikalı, diğer uluslararası öğrenciler de ya Hindistanlı ya da Uzak Doğulu. Diğer bölümlerde dağılımlar daha farklı. Örneğin mühendislikte daha çok yabancı öğrenci oluyor.

"Biz biraz birbirimize bağımlı bir arkadaşlık yaşıyoruz, burda daha çok bireysel"

Arkadaş edinmek ve kendi sosyal çevreni kurmak ne kadar kolay (ya da zor) oldu? Kendi background'un, kişiliğin ve bulunduğun yer bu denklemde nereye oturuyor?

Ben eşimle beraber geldim doktoraya. Evli olduğun için biraz daha farklı yaklaşıyor insanlar sana. Normalde çok kolay arkadaş bulan biriydim Türkiye’de, burada pek öyle olmadı. İlk geldiğimizde Türkler ile takılmıştık, sonra gittikçe daha farklı ülkelerden arkadaşlarımız oldu. Daha önce bahsettiğim gibi, bölümün çoğu Amerikalı, onlarla çalışmak çok rahat ve güzel ama arkadaş olmak çok zaman alıyor. Arkadaşlık anlayışlarımız çok farklı. Biz biraz birbirimize bağımlı bir arkadaşlık yaşıyoruz, burda daha çok bireysel. İnsanlar kendilerine bir uğraş buluyorlar, ve bu uğraşlar etrafında arkadaşlık kuruyorlar. Herkesin birkaç farklı uğraşı var, örneğin birkaç farklı spor yapıyor veya balıkçılık ya da müzikle uğraşıyorlar.

Türkiyelilerden bitmek bilmeyen soru: Çocuk sahibi olacak mısınız?

Türkiyeli diğer expat'lerle iletişiyor musun? "Hiç çekemem, benden uzak olsun"cu musun, yoksa "bazen beni sadece bir Çorumlu anlayabilir"ci mi?

Öyle yaklaşmadık hiçbir zaman. İlk geldiğimizde burada Türkiyeli arkadaşlar edindik. Sonra çoğu derecesini tamamlayıp ayrıldı. İlginç bir şekilde burada da cemaatçi bir grup vardı. Vardı diyorum çünkü şimdi kimse apaçık FETÖ’yü desteklemiyor. Cemaatçiler ile çok farklı olduğumuz için pek uyuşamadık.

Geri kalan Türkiyelilerin büyük kısmı farklı devlet burslarıyla gelmiş insanlardan oluşuyordu. Bizim okul devlet okulu olduğu için fiyatı biraz daha uygun diğer üniversitelere göre. Tabii gittiğiniz üniversiteye göre karşılaşacağınız manzara çok farklı olacak. Genelde karşılaştığımız Türkiyelilerde kadın evde oluyor ve çalışmıyordu ve ilk yıl vatandaş olsun diye çocuk sahibi oluyorlardı.

Hiçbir Amerikalı ne zaman çocuk sahibi olacağımı sormadı kaldığım yıllar boyunca, ama Türkiyelilerle karşılaştığımızda evli hanımların sorduğu ilk sorulardan biriydi. Aslında bu durum kadın olarak yaşadığım farklı yaklaşımların sadece bir örneği. İsteyen tabii çocuk yapsın, kimsenin bir itirazı yok ama istemeyen de yapmasın.

"Amacım, nerede olursa olsun toplumun daha iyi yönde gitmesini sağlayabilecek bir şeyler yapabilmek"

Gurbetle sıla karşılaştırması yapacak olsan? Kültür olur, iş etiği olur; hangi bakımdan karşılaştırmak istersen...

Kadınların her koşulda eşit şanslara sahip olması benim için çok önemli bir konu. Bunun için elimden geleni yapıyorum. Burada Graduate Women in Science adlı öğrenci organizasyonuna katıldım. Farklı etkinliklerle özellikle doktora yapan kadınların birbirine destek olduğu, outreach etkinlikleriyle de daha küçük yaşta olan öğrencilerin bilimi sevmesini sağlamaya çalışan bir öğrenci grubu.

Amacım, nerede olursa olsun toplumun daha iyi yönde gitmesini sağlayabilecek bir şeyler yapabilmek. Türkiye’de kadınlara olan tavır maalesef buradan iyi değil. Biraz daha uzaklaştıkça seksist davranışları daha da iyi fark ediyorsun. Burada kesinlikle insanlar daha saygılı kadınlara. Tabii gidilmesi gereken uzun bir yol var yine de. Özellikle akademide inanılmaz bir uçurum var kadın ve erkek hoca sayısı arasında. Farklı bilim alanlarında daha çok kadın hocalara, öğrencilere ihtiyaç var.

"Her seferinde daha absürt bir haber alıyoruz, bütün günü üzüntüyle geçiriyoruz"

Gurbetteyken TR'de olup bitenlere nasıl bir mesafede duruyorsun? Ülke gündeminin kendi hayatına yansımaları neler oluyor?

Türkiye’den haber almadan durulmuyor ama bazen kapatmak lazım. Düzgün bir haber alabildiğimiz zamanları hatırlamıyorum. Her seferinde daha absürt bir haber alıyoruz, bütün günü üzüntüyle geçiriyoruz. Gezi olaylarında zaten iyice kaybettik. Hatta buradaki eylemlere de katıldık.

İlk geldiğimizde kimsenin bizim ülkeden haberi yoktu. Artık herkes Türkiye’yi bir şekilde duymuş vaziyette, ya patlamaları duymuşlar ya da darbe girişimini. Güzel bir yansıması olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef. Bazen bakmamaya çalışıyorum, işime gücüme bakabilmek için.

"Bizim de gittiğimiz ülkeye katacağımız bir sürü güzellik ve zenginlik var"

Diğer expat'lere ya da adaylarına, "ben ettim sen etme" ya da "sen de yap güzel oluyor" yollu önerilerin?

Bence herkes özel bir çaba göstermeli gittiği ülkedeki kültürü öğrenmek için. Fırsat buldukça farklı yerlere gidilip gezilmeli. Özellikle farkında olmasak bile bizim de gittiğimiz ülkeye katacağımız bir sürü güzellik ve zenginlik var. Bunu da paylaşmak, edinebileceğimiz deneyimi daha da zenginleştirir.

Başka bir çift söz? (teklif var, ısrar yok)

#Hayırlara vesile olsun ☺

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Uppsala'dan Fulden

Onlar expat de biz gurbette miyiz?