İstanbuliyye

Geçen hafta başlayan yoğun Arapça kursumda son sürat ilerlerken bugün sınıf arkadaşlarımdan birinin getirdiği tatlı sayesinde yeni bir kelime -daha- öğrenmiş oldum. Başka bir sınıf arkadaşımın "kuru Irak baklavası" olduğunu iddia ettiği bu "hurmalı kurabiye"den ev için daha fazla almak üzere ders çıkışı ilgili dükkana gittiğimde "aa tel kadayıf da varmış" oldum. Türkiye'den gelmenin prim yaptığı bir ülkede bulunduğumdan "Ana min Turkiyye" diye başlayan muhabbetlere gönül rahatlığıyla sıkça girebiliyorum. Dükkan sahibiyle aramda geçen tatlış (helva) sohbetten aklımda tel kadayıfın Arapça ismi olmasa da buralardaki lâkâbı kaldı. Hapur hupur Berliner yerken "anne bizim niye yok?" olduğum böylesi bir adlandırmanın tel kadayıf için "İstanbuliyye" (Arapça İstanbullu-dişil) şeklinde vuku bulduğunda öğrendim.

Feminen İstanbullu tatlımızdan bugün satın almasam da yine bugün katıldığım bir Filistin yemek atölyesi sayesinde künefe yapmayı öğrendim. On yüz bin milyon kalorili bu güzide tatlının yanına (aslında anasına demeliyim zira bu bir ana yemek) bir de musakhen adında soğanlı-sumaklı-pidemsi ekmekli-tavuklu-zeytinyağlı-bol kalorili ama çok lezzetli bir yemek yaptık. 

Atölyenin belki de en güzel tarafı Amerika, Avrupa ve Orta Doğu'dan çeşit çeşit insanın bir araya gelip muhabbet kurmasıydı. Tabi "Filistin yemeklerini dünya İsrail'e ait biliyor; İsrail bizi görmezden geliyor, inkâr ediyor" cümlesi de unutulmayacaklar arasındaydı.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Aslı Erdoğan: İnsanlar ölürken Bach açıp güzel cümleler yazamıyorsun