Anaokulu çalışanı oldum!

Oslo'ya taşındığımızdan beri çok da geciktirmeden bir işe başlamak istiyordum. Üniversitenin yaz okulunda B1 seviyesinde Norveççe öğrendikten sonra "bana göre ne var?" diye bakınmaya başladım. Çatır çatır Norveççe konuşmadan hangi işleri yapabilirdim? Yoksa yalnızca İngilizcenin yeterli olabildiği garsonluk işlerine mi baksaydım? Amaç yalnızca bir iş bulmak değil, bir yandan da topluma dahil olmak, sınıfta öğrendiğim dili çat pat da olsa konuşmaya başlamaktı.

Norveç'in iş bulma kurumu diyebileceğimiz NAV'ın sitesinden kendime bir profil oluşturdum ve birkaç garsonluk ilanına yürüdüm. Tık yok. Sabah 4 ile 8 arasında ekmeklere tereyağ sürme işinin de "bir büyüktür sıfır" felsefeme uyabileceğini kendime kabul ettirmeye çalışıyordum kiii

Beyimin yıllar evvelinden aynı koroda şarkı söylediği kişinin bizim mahalledeki anaokulunda çalıştığını hatırlaması üzerine telefon açıldı ve görüşmeye çağrıldım. İyi mi kötü mü geçtiğini anlamadığım, hastalıktan salya sümük gittiğim görüşmeden polisten çocuklara karşı bir suç işlemediğime dair bir belge almam gerektiğim bilgisiyle ayrıldım. Netten kolayca belge başvurusunu yaptım ve çok geçmeden de belgeyi aldım. Belge gelir gelmez ilettiğim anaokulundan en az benimki kadar hızlı bir yanıt geldi: Yarın ve Cuma çalışabilir misin?

Oslo Belediyesine bağlı anaokulundaki ilk günüm çok sakin başladı. Kahvaltılarını yapan uyku mahmuru çocukların seviyesine inip kendimi tanıttım, tek tek isimlerini sordum. "Ne sessiz sakin çocuklar böyle" dememle birlikte çocuklar zıpırdamaya, üzerime tırmanmaya, benimle oynamaya başlayıverdiler. 

Bir buçuk ay öncesinde başladığım bu iş, benim Norveç'i ve buradaki kültürel kodları çok daha yakından tanımamı sağladı. Çocukları olabildiğince serbest bırakan, sınırları net, onlara küçük yetişkinler şeklinde yaklaşan bir eğitim var burada. Mesela hava nasıl olursa olsun çocuklar dışarıda oynamaya muhakkak çıkıyor, zira Norveçlilerin dediği gibi "kötü hava yoktur, kötü giyim vardır". 
Tarzım şekil, eşcinsel çalışanların önünden çekil! (Ayrımcı yasalara hitaben)

Dahası onu elleme, o ağaca çıkma, hızlı sallanma yok. Bununla birlikte birine vurmanın, ayrımcılık yapmanın yasak olduğu bilgisi her yerde ("Yetişkinler olarak anaokulunda ayrımcılığın önlenmesi için siz ne yapabilirsiniz?" sorusunun olduğu devasa kâğıt ve üzerine velilerin yapıştırdığı cevaplara da kalp koydum). "Det er ikke lov" cümlesiyle benzer şeylere izin olmadığı da sık sık hatırlatılıyor. Çocuk ağladığında da (ortada belirgin hiçbir sebep olmadan da ağlayabiliyorlar) kendini kelimelerle ifade etmesi teşvik ediliyor, bir an evvel susturmak için hisleri bastırılmıyor. 1 yaşında da olsa, 6 yaşında da olsa hiçbir çocukla bıcır bıcır "çocuk diliyle" konuşulmuyor. 

Buradaki çocukların belki de en şanslı oldukları nokta birbirinden güzel kitaplara erişimlerinin olması. Cinselliği, ölümü, arkadaşlığı ya da yalnızlığı ele alan, benim çocuklara okurken "ay ne güzel ya" diye içimin yağlarını eriten kitaplar bunlar... Kitaplardan da öte, bütün çocukların temiz su içme hakkını çocuklarla konuşmak, dünyanın başka yerlerinde çocukların su bulmak için ne kadar uzun yol kat etmek zorunda olduğunu onlara bir nebze de olsun hissettirebilmek için bir bardak suyu sınıftaki musluktan değil de anaokulunun farklı yerlerini dolaşarak almak da bilgiyi hayata yakınlaştırmak, oyunlaştırmak açısından benim için güzel bir örnekti.

Oyun oynadığımızda ise hiçbir şeyi cinsiyetlendirmiyoruz; etek giymek, tırnaklarını boyamak ya da futbol oynamak bütün çocukların yapabileceği şeyler. Böyle bir ortamda ben de eşcinsel bir çalışan olarak kendimi daha rahat hissediyorum. Norveç'e beyimle geldiğimi diğer çalışanlara da çocuklara da söyleyebilmek, hareketlerimi heteronormatif standartlara göre şekillendirmemek büyük özgürlük. Genci yaşlısı, siyahı beyazı, başörtülüsü dinsizi diye ayırmadan çeşitliliğimizle bir arada açık bir şekilde çalışmak da hoşuma giden unsurlardan.

Fiziksel ve duygusal olarak çok yorucu olsa da benim için bu işin en ödüllendirici yanı, çocukların daha güvenli bağlar kurmaya başlamalarını görmek. Kayınpederim emekli öğretmen Karl Johan'ın dediği gibi "çocukların aslında sadece görülmeye ihtiyacı var". Bence bu hepimiz için geçerli. 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aslı Erdoğan: İnsanlar ölürken Bach açıp güzel cümleler yazamıyorsun

Kendine Editör: Ankara LGBT Mekân Rehberi

Evlilik nasıl gidiyor?