Avrupalı analar

Bugün Arapça dersi çıkışı üç sınıf arkadaşımla birlikte bir şeyler içelim dedik (alkol yok, haram diyollar burada, greyfurt suyu canım!). Yani bir İngiliz, bir Fransız, bir Belçikalı (kulağıma hiç hoş gelmedi, Belçik diyeyim), bir de Türkiyeli (fıkrada Türkiyeli denir mi? aslında bunlar hep alışkanlık meselesi, büyütmeye gerek yok, Türkiyeli de denir) oturuyorduk. İngiliz ve Belçiğin kızları var (birer adet), Fransızın nesi var nesi yok pek emin değilim (Fransız klişesi olmak zorundaymış gibi çok az İngilizce konuşuyor, içine kapanık birine benzediği için bir yakınlık duyuyorum ama kendisine), Türkiyeli olan elemanın (yani benzadenizin) ise Yunan tanrılarınınkine benzerliği gün be gün artan vücudunu bir piç kurusu için bozmaya hiç ama hiç niyeti yok!

Milletlere girmemin tek sebebi, Avrupalı anaların evlatlarının özgürlüğüne ne kadar düşkün olduğuna dikkat çekmek istemem. Yani Türkiye'de benim dahil olduğum çevrelerde hiçbir şekilde tanık olmadığım bir hadise yaşandı diyorum bugün Arapça dersi çıkışı, gözlerimin önünde! Mesela "İngiliz", 15 yaşındaki kızının İngiltere'de "daha mütevazı" giyinmeye başladığını fark edince kızını karşısına alıp şöyle demiş: "Evladım, güzel yavrum, sen daha 15 yaşında, ömrünün baharındasın. Deli dolu giyinip istediğini takıp takıştırmayı şimdi değil de ne zaman yapacaksın, a benim biricik kızım?"

Sonra, sonra Belçiğin 11 yaşındaki kızı kısa bir şort giymiş (e giyecek tabi!) de Carrefour'a gittiklerinde tip tip bakanların gözlerini oymak istemiş anası. "O daha çocuk, şort giymişi olabilir mi bunun! Kızımı o iğrenç bakışlardan korumayı tabii ki istiyorum ama onun kendi bedeniyle barışık bir halde özgürce dolaşabilmesini daha çok istiyorum."

Sürekli çatık kaşlı, saçını onun bunun için süpürge etmiş (lütfen o saçlarınıza ihtiyaç duyduğu bakımı gösterin artık, süpürge yapımında farklı malzemeler kullanılsın!), içindeki gerilimi çocuğuna da yansıtmaktan kimseye faydası dokunmayan yurdum analarından ne kadar farklı değil mi?

Ey ana! Sen kendini yetiştir, çocuk zaten yetişir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Aslı Erdoğan: İnsanlar ölürken Bach açıp güzel cümleler yazamıyorsun