Anasız ocağın hür tişörtü

Kendimi berbat hissettiğim günler ardından yüzüme gelen bir gülümsemenin üstüne aldığım bebekleten bir duştan sonra kirlileri sepetine atmak için yatak odasında fazlalıkları üzerine yığdığımız sandalyeye uzanırken çaktı zihnimde: Annem olsa sormadan direkt çöpe atmıştı.

Abimin yıllar evvel Erasmus dönüşü bana Almanya'dan hediye getirdiği, üzerinde "nedamet mi, ben o kelimeyi bilmiyorum" yazan, gri diye başta sevmediğim gibi ayrıca kullanmadığım, ama nedense birkaç yıl sonra abimin dolabını eşelerken bulup "aa bu benimdi ki" diye alıp götürdüğüm o tişörtün kollarından birinin altı ne hale gelmişti! Annem olsa sormadan direkt çöpe atmıştı.

Bundan 10 gün önce, Anneler Günü'nün tam tamına 33 dakka sonra olduğu bu kadar hatırlatılmadan ben evin (the ev? hangi ev, son bakışımı attığım ev mi?) yolunu tutmuştum. Kapıyı babam açmıştı, zombiye benzesin diye una bulanmış oyuncular gibi görünüyordu. Elini öpeyim diye bana uzatmakla çıkarmaya çalıştığım ayakkabılarımı saniyesi saniyesine "kaldırmak" arasında kalmış, bir elini uzatıyor, bir ayakkabılarımı "topluyordu". Asi çocuklukta derecemi tamamladığım için elini öpmeyi bu kez reddetmedim, ıslatmadan edebimle öptüm de. Ama geleceğimi bilmesine rağmen, ki asla başka birine yapmayacağı bir şekilde, beni karşılamak için kapıya gelmeyen annem neredeydi?

Kapalı kapıyı en sona bıraktım, halbuki salondan sonra en yakın oda oydu ama salona bakmadım, kendi evinde misafir olacak hali yok ya, gittim yatak odalarına kadar hem de, sonra abimin odasına, sonra oturdukları odaya, en sonunda açtım o kapıyı. Marul mu ne, yeşil bir şeyleri temizliyor, yıkıyor, leğende sudan geçiriyordu. "İstemiyorsan gidebilirim" dedim (böyle bir başlangıç yapmak nerden geldi aklıma?). "Gidebilirsin, ben seni çağırmadım" dedi. Ben de gidebilme ihtimalimi seçtim. Babamla helalleştim, çok çişim vardı "lavaboyu kullandım", şöyle bi etrafı süzdüm "son kez bakışı" atarak, sonra çıktım gittim.

Karmaşıklı şeyler hissettim. Rahatladım sanki biraz, oh be o evde değilim oldum, sonra bir kayıp duydum, nasıl ya oldum, inanamadım olup bitene. 10 yıldır (decade diyorlar yahu) geyliğini bildikleri evlatları şimdi bir de parmağına yüzük takmış diye onunla artık konuşmak istemeyen bir anne ("evlilik mi, çok beyaz, anaakımın dibisiniz, siz artık kurtardınız kendinizi tabi" diyenlere "la sen bi yıkıl karşımdan, kurşunlatma kendini" diye angaralaşmak isteyeceğim bir sahneydi yani, ki başka mevzular da var ama tabi dinleyerek öğrenmek yerine otomatik pilotlarının cevap anahtarına bel bağlayanların tutturamayacağı soru[n]lar bunlar).

Ru Paul's Drag Race 2. sezondaki Asyalımın "anacığım, ayrı düştük belki ama it's gonna be alright" demesi gibi, beyimin, bebeğimin deyişiyle "hallederiz" demek istiyorum sadece. Yırtık tişörtleri hemen çöpe atma be anne!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Uppsala'dan Fulden

Onlar expat de biz gurbette miyiz?