Kayıtlar

Kabından taşan

Resim
İkili-üçlü (ya da kendimizle/kafamızda kurduğumuz) ilişkilerde karşılaşa karşılaşa ahbap olduğumuz sorunların bir çözümü olsa gerek diye düşünüyorum. Görgüsüz zenginliğiyle fakir-ama-gururlu boyfriend'ini eziklemeye çalışan öz/hakiki-eziklerden tutun da ne yapsa kendine dahi yaranamayan, özsaygısı şartlandırılmış insanlar biliyorum. Asiliğimiz, yırtıklığımız bulunduğumuz kabın şeklini almamızı her zaman engelleyemiyor; sen-bana-onu-dedin-ya-ben-sana-bundan-sonra-asla-bişi-demem'lere asimile oluyoruz, yoğruluyoruz. Ben de katıldım o hamura da ordan biliyorum. Anama babama bakmışım ya yıllardır, beyime onlar gibi surat asıp onlar gibi yakınmayı iyi biliyorum. İstediğimi açık bir şekilde dillendirmekte, zihin okumanın her fani kula nasip olan bir yetenek olmadığını anlamaktaysa zayıf kalmışım. O kadar bakmışım ki onlara, sevilmek için x'e, y'ye, z'ye ihtiyacım var sanmışım, kendi kalbimi yok saymışım. Yüzü gülen, gözleri gülen, yüreği temiz insanlarla karşılaşırs...

Üzerime boca etme kendini!

Resim
Durmadan yazmayı deniyorum bugün ilk kez. Kafamda ne var, ne yazmak istiyorum diye beklemeden (vakit kaybetmeden?). Yazım tarzınızın gelişmesi için böylesi daha iyi diyenler var, kendinize herhangi bir konu seçip (masanın üzerindeki yarı dolu yarı boş üstü açık sürahiyle tamamı boş bardak mesela) onun hakkında yazarsanız zamanla her bişi hakkında yazabilirsiniz diyenler. Ama aklımda bir konu var zaten (üzgünüm masanın üzerindeki yarı dolu yarı boş üstü açık sürahiyle tamamı boş bardak): Son model ergenler. Son zamanlarda beni hayli (highly) irite ediyor (evet, tam olarak yaptıkları bu, iritasyon) bu selamsız sabahsız, naber-nasılsın'sız, kendi derdini üzerime boca eden tipitipler. Olgunluğun o'suna varamamış bu şahıslar durmadan ben-ben-ben diye konuşup karşısındakini psikoloğu ya da içini sınırsızca dökebileceği bir boş duvar sanıyorlar. Yanılıyorlar. Ben yeni kuşaksam eğer, bu iritatörler yep(is)yeni kuşaktan. Muhabbeti durmadan kendine getirmeden konuşamayan, sürekli b...

Anasız ocağın hür tişörtü

Resim
Kendimi berbat hissettiğim günler ardından yüzüme gelen bir gülümsemenin üstüne aldığım bebekleten bir duştan sonra kirlileri sepetine atmak için yatak odasında fazlalıkları üzerine yığdığımız sandalyeye uzanırken çaktı zihnimde: Annem olsa sormadan direkt çöpe atmıştı. Abimin yıllar evvel Erasmus dönüşü bana Almanya'dan hediye getirdiği, üzerinde "nedamet mi, ben o kelimeyi bilmiyorum" yazan, gri diye başta sevmediğim gibi ayrıca kullanmadığım, ama nedense birkaç yıl sonra abimin dolabını eşelerken bulup "aa bu benimdi ki" diye alıp götürdüğüm o tişörtün kollarından birinin altı ne hale gelmişti! Annem olsa sormadan direkt çöpe atmıştı. Bundan 10 gün önce, Anneler Günü'nün tam tamına 33 dakka sonra olduğu bu kadar hatırlatılmadan ben evin (the ev? hangi ev, son bakışımı attığım ev mi?) yolunu tutmuştum. Kapıyı babam açmıştı, zombiye benzesin diye una bulanmış oyuncular gibi görünüyordu. Elini öpeyim diye bana uzatmakla çıkarmaya çalıştığım ayakkabılar...

Kültürel adaptasyon

Resim
Neredeyse son iki hafta boyunca, ilk hafta telefonumun ekranına yapışarak sonrasında ise tüketerek izlediğim "Gelin Evi" programından bugün itibariyle tamamen soğudum. Nedeni ise, 92. bölümde hanımların ev sahibesine aldığı, üzerinde kocaman harflerle WINE SET yazan, şarap kadehlerinden ve karaftan oluşan setin herkesi aptal yerine koyarcasına "su seti" olarak tanıtılması. 92. bölüm değil - ha ne fark eder, aşağı yukarı böyle her bölüm Dış ses: Aaa ne kadar güzel bir su seti , değil mi Bilmemne Hanım? Bilmemne Hanım: Evet, gerçekten de çok güzel bir su seti . Alt başlık: Bilmemne Hanım kendisine armağan edilen su setini çok beğeniyor. Bu benim için su setini taşıran son damla oluyor. Başlangıçta ay annem gibi her biri, evler bu kadar mı birbirine benzer, yok artık diye diye izlediğim, bir süre sonra bu birörneklikten sıkılmaya başladığım, bazı gelinlerin yer yer yaptığı çıkışların verili aileyi sarstığını düşünüp sevindiğim ama genel itibariyle...

Maaşı sorulmaz ama...

Resim
Bazen öfleye pöfleye, bazense güle oynaya yaptığımız bir işin ne kadar para edeceğini kestirmek güç. Piyasa koşulları falan gibi şeyler diyorlar, anladığımdan değil ama bir ortalaması var galiba çoğu işin. Olay kontekste bitiyor, gibi. Son zamanlarda "iş yapmak insanın kontrol duygusunu artırıyormuş, rahatlamasını sağlıyormuş" diye diye ev işine verdimdi kendimi (burnumu tuvalet kağıtlarına sile sile evdeki stoğumuzla birlikte kuruttuğum, bitmek bilmez hastalık günlerim çıkagelinceye dek). Bir yandan da düşünüyordum "yatağı yaptım, kırlentleri kabarttım, mutfak mükemmel görünüyor, akşama bir de güzel bir yemek hazırladım mı kaç gayme eder benim bu emeğim?" diye. Burada temizlikçi Filipinalar genelde saatine yaklaşık 20 lira üzerinden çalışıyorlar. Ağırdan aldın mı zamandan kayıp, "yaklaşık 20 lira"larda artış ama tabi durakta otobüs bekler gibi çalışan temizlikçiyi kimse istemez. Yine de insan merak ediyor, "hizmetten ödün vermeden hızını artırabi...

Tel Aviv: Tov, yallah, bye!

Resim
Sınır kapısındaki 2 saatlik bekleyişimizin ardından İsrail'deyiz. Boarding completed! Ülkenin en güneyindeki Eilat'tan çıkıp merkezdeki Be'er Sheva üzerinden Akdeniz kıyısındaki Tel Aviv'e doğru yola koyuluyoruz. Yolların kaymak gibi, işaretlerin bir sürü bir sürü, düzeninse alabildiğine olduğu bir yerdeyiz. Daha karşımıza pek bir şey çıkmadı, palmiye ormanlarına (çiftliklerine mi demeli, ağaç gövdelerindeki poşetlerden bişi [yağ?] topladıkları anlaşılıyor) bakıp wowww çekiyoruz. Bir dinlenme tesisi bulsak da karnımızı doyursak derken karşımıza Yotvata çıkıyor. Burası doğal yaşam parklarının da olduğu, gelirinin büyük bir kısmını süt ürünlerinden elde eden bir kibutz, yani kolektif yaşam birimi. Üniversite yemekhanesini andıran büyükçe bir markette hediyelik eşyalardan şaraplara, yemeklerden klasik market ıvır zıvırına pek çok ürün bulabiliyorsunuz. Yediğimiz yemeklerin güzelliği bir yana, çalışanların menüye dahil olan salatadan az aldığımızı görüp "buncacıkla...

Har

Resim
Ankara'daki (bu kaçıncı-en son) bombalı saldırının ardından reel siyaset tartışmaları (yine-yeni?-yeniden) insanın üstüne üstüne geliyor. Haberlerine baktıkça umutsuzluğa kapıldığım bir dünyada belki de başımı başka bir yöne çevirmem gerek diye düşünüyorum. Dünyaları kurtarmakla harcayasım yok kahve keyiflerimi... Bugün işimle ilgili konuşmak istiyorum. İşim, verili bir metni başka bir dilde hayal etme işi. Ben bunun eğitimini almadım ama yapa yapa ilerlettim kendimi. Şunu Türkçe nasıl deriz, bunun İngilizcesi ne ola ki diye diye süregiden bir merak zaman içinde başka insanlarla-kurumlarla sözleşmeler imzaladığım, yeni şeyler denemek için can attığım bir noktaya geldi.  Yeni şeyler denemek, kendime hodri meydan demek istememin nedeni, bir süredir büyüdüğümü hissedememem. Kelime listelerimle yatıp kalktığım, telaffuzunu bilmediğim kelimeyi öğrenmiş saymadığım dönemlerden yeniye kapı açmayı geçtim bildiğimi de unutuşa bıraktığım miskin bir döneme geldim.  Aslında ç...

Böyle *ok Daha Güzelsin

Resim
Geçen Twitter'da dolanırken TV'de (TV8'de) yeni bir Tanrım-beni-baştan-yarat programı olduğunu öğrendim. Birbirleriyle evli bir adam ve bir kadından oluşan yarışmacı çiftler, hangi adamın kadınına en başarılı (re-)benliği dayattığını göstermek için gey enerjisi yüksek bir jüri karşısına çıkıyor. Önce (bilmemkaç yıllık evlilikleriyle örnek ya da mutlulukları bir de bilmemkaç yaşındaki -Allah bağışlasın- bir çocukla taçlanmış) çiftimizin salonuna konuk oluyoruz. Bir çay içip çiftimizi daha yakından tanımak için yatak odalarına dalıyoruz. Amacımız evin hanımının çarşı-pazar (öhöhö, market!) "kombin"inden başlayarak düğün-dernek (gece klübü olacak değil ya) kıyafetlerine hızlıca bir göz atmak, kadına bunlardan bir defile sundurmak. O esnada beyimiz kadınının gardırobundan beğenmediği ne varsa atma hakkına sahip. Adamın seçkisi: Kış-İlkbahar 2016 (ile sınırlı kalsa keşke!) Sonra alışveriş faslı başlıyor. Kadının ne giyeceğine dair öneriler sunmak yine adamın i...

AnksiYETER!

Resim
Anksiyete, kötü bişiler olacak beklentisi. "I got a feeling, I got a feeling, danger is coming, danger is coming, danger is coming, oh oh oh..." Kimilerinde belli durumlarda verilen norrrmal bir tepkiyken kimilerinin içine işlemiş bir özellik bu. 90 aldığınız sınavdan "neden 100 almadın?" diye sıkıntı yaratan, ne yapsanız yaranamadığınız, hata yapmanıza izin vermeyecek kadar sizi "düşünen" kurtlar tarafından büyütüldüyseniz vay halinize! "En iyisi" olmadan yeterince iyi saymayan, kendine en acımasız davranan kişi yine kendisi olan, onun bunun onayı peşinde şekilden şekile giren birine dönüşmeniz işten bile değil. Ben dönüştüm de ordan biliyorum.  Boğaziçi'ne yüksek lisans mülakatı için gittiğim İstanbul'da Gezi-öncesi Gezi Parkı'ndaki evsizlere, birkaç aya aralarına katılacağım yeni arkadaşlarım gibi bakmış, buna inanmayı başarmış biriyim.  Çoğu kişinin burun kıvırdığı işleri layığıyla yerine getirmiş, okuduğu bölüm...

Kaçak enerji baloncuklarını patlatmak - 2

Resim
Şimdi yazacaklarımın üzerinden aslında en az bir ay geçmiştir. Olay anından karelerdense analizi seviyorum herhalde ki yeni gelişmeler olsun da yorumlanacak bir şeyler çıksın diye bu kadar bekledim. Anne ve babama evlendiğimi en sonunda söyledim. Bir erkekle evli olduğumu yani. Abimin görüşünün aksine kimse kalp krizi geçirmedi. Ama yine de bir panik ortamı oluşmadı değil. Eşcinsel olduğumu zaten biliyorlardı; taaa 2007'de açılmıştım onlara. Yine de konuşulmuyordu bu konular bizim ailede. Hasır altına süpürmekle de yok olmuyor hiçbir şey. Açıldığımdan beri ailemle ciddi sorunlar yaşadım ve sanırım içten içe suçluluk psikolojisine bile girdim. Ne hakkım vardı onları üzmeye, anlatmasam olmaz mıydı, kaldıramazlardı böyle şeyleri, hep kendimi düşünüyordum (aslında bunlar benim kendi düşüncelerim değil, başkalarının bana yönelttiği suçlamaların kendi dilime tercümesiydi sadece)... Her ne kadar lise yıllarımdaki kafa yapımı yitirmiş gibi hissetsem de bu benim hayatım, ben kimseye zar...