Önce Fitlik

Ev geyliğimin evde oldukça uzun bir zaman geçirmeme yol açması, odalar arası mesafeninse uzun olmasına rağmen gerçek bir kardiyo egzersizi sağlamaması sebebiyle dün beyim ve ben resimde görmüş olduğunuz Önce Fitlik - Platinyum adlı spor salonuna üye olduk.

Hedefim belli: 2016'ya kadar 6-packs sahibi olmak, inşallah. Bugünkü ölçümlere göre oldukça fitim (100 üzerinden 86, kime göre neye göre hiçbir fikrim yok). Fitliğimi bir tık daha yukarı taşımak içinse yağ oranımı yarıya çekmemiz gerekiyor. Sonrası, yerli Brad...

Önce Fitlik 4 kattan oluşan koca bir spor kompleksi. Salondaki duvarlardan hocaların tişörtlerine kadar gaza getirmesi amaçlanmış sloganlar var. Örneğin, "vücuttan ter diye attığın aslında güçsüzlüğün" ya da "ilham gelmesini bekleme, ilhamın kendisi ol". Yeterince gaza geldiysek 3. katı çevreleyen koşu parkurunda 10 tur atabiliriz. Ancak unutmayınız ki Orta Doğu'dayız, koşu parkurunda neredeyse çekirdek çitleyecek rahatlıkta takılan, kendilerine bir çeki düzen versinler diye kasten hafiften çarptığım kişiler çıktı yoluma. Angara'dayken gittiğim spor salonunun havuzunu da yine aynı türden insanlar olan, evinde bir türlü rahat edemeyip en azından şezlongda uyumayı deneyen "tip"ler olurdu. Beyim bu manzarayı hayretler içinde karşılamış olsa da bende hayretten ziyade safî nefret olurdu "havuz kenarı güzelleri"nin duygu dünyamdaki karşılığı.

Tabi ki içimdeki faşisti derinlerden hortlatan kitle spor salonundaki hareketsizler... Tüm yüzme kulvarlarını işgal edip, kulvarın sonunda tatil reklamındaymış da kokteyli gelince yudumlayacakmış gibi bekleyen yorgunlar... Ya da programının olmazsa olmaz bir hareketinin, tam da tek olan aletini ana kucağı bellemiş halsizler...

Neyse efendim, yeterince şikâyet ettiysem gelin bir soyunma odalarına bakalım. Arap erkekleri kasına çok düşkün ya da burada böyle, "vücut yapma"yı hayatlarının merkezine aldıkları çok belli. Soyunma odasında birbirinden kaslı tipler adeta geçit töreni yapıyordu. Tabii ki ortam cümbüş. Şarkısını söyleyen mi istersen bağır çağır selamlaşanını mı, Türkiye'de bize darbeler mi koymuş, çok mu Avrupalı olcam diye kasmışız bilmiyorum ama burdaki insanlar ayrı bir rahat. Ne var ki dolaplardaki kilit sistemini anlamam biraz zaman alınca 2 kez anahtarcı çağırmak zorunda kaldım. İlkinde mifteh (anahtar) diye anlaştık ama ikincisinde "haspinallah" bakışıyla sistemi hemen çözmem gerektiğini anladım, nitekim çözdüm de.

Peki ya kadınlar? Yoksa hanımlar mı demeli? Haftaiçi sabah 9-12 arası hanımlara ayrılmış durumda, ayrıca zumba, yoga gibi bazı grup derslerinin yalnızca kadınlara yönelik olanları var. Oldukça uluslararası bir ortam olması sebebiyle her giyimden insanla karşılaşsanız da bugün beni başörtülü bir kadının tarzı şaşırttı. Eşofmanının rahatlığıyla uyumlu, neredeyse saç bandı kumaşından yapılmış ince, hemen boyna geçiriliverecekmiş gibi duran bir başörtüsü kullanıyordu/takıyordu.

Şimdi spor hocamızın "birkaç gün içinde, inşallah" bizi aramasını bekliyoruz ki program oluşturabilelim. O esnada ben koşucam, ağırlık filan kaldırıcam; beyim de pedal çevirip yüzücek. Sonuç almak için haftada 4-6 kez gitmemiz gerekiyormuş salona, beyime eşlik etmek için arabamız geldikten sonra sabahları onun mesai saati öncesi gitmeyi düşünüyoruz. Bakalım bakalım. Baklavalar çıkınca resimlerini buradan paylaşırım artık, blogun adı da seksili ev geyi olur :)

Selametle...

20 Aralık 2016'dan not: Baklava yok, hayırlısıyla 2018'de, 30'uma gelmeden :P

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Uppsala'dan Fulden

Onlar expat de biz gurbette miyiz?