Gözlerden akar, yaş değil...

Dün akşam beyimle Beyrut'tan Leyla'da yemeğe gittik. Siparişimizi verdikten sonra tuvalete indim, sonra çıkarken bir çocukla göz göze geldim. Benim yaşlarımdaki bu genç erkek gözlerini gözlerimin içine dikti ve sev beni ya da sik beni dercesine baktı.

Yemekten önce de sporda son zamanlarda daha sık görmeye başladığım kavruk tenli bir elemanla karşılaşmıştık. Buhar banyosundan çıkıp duşumu aldıktan sonra aynaya bakarken yanımdaki adamın aynadan kendisine değil, arka çarprazında kalan bir yere baktığını fark ettim.

Açıyı takip ettim. Tartının üzerinde sadece iç çamaşırıyla kavruk tenli vardı. Basit bir ağırlık ölçümü nasıl bu kadar uzun sürer bilmiyorum ama kavruk tartının üzerinde bayağı bir durdu. İşin can alıcı noktası, kavruğun iç çamaşırını delmeye çalıştığı izlenimi veren bir açıyla belirgin kıldığı boner'ıydı. Yanımdaki adama eşlik edip ben de bakmaya başladım. Sonra da dolabıma gittim.

Lubunluk kendini bir şekilde ortaya çıkıyor. Kiminin konuşmasında, kiminin giyiminde-kuşamında, birinin yürüyüşünde, bir başkasınınsa gözlerinde... Meselenin iç gıdıklayıcı noktası ise, bilmekle bilmemek arasında geniş geniş salınan tahminin gerçeklikle ne kadar örtüştüğüne bir türlü hakim olamamak. Heyecanlı, değil mi?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Aslı Erdoğan: İnsanlar ölürken Bach açıp güzel cümleler yazamıyorsun