Maaşı sorulmaz ama...

Bazen öfleye pöfleye, bazense güle oynaya yaptığımız bir işin ne kadar para edeceğini kestirmek güç. Piyasa koşulları falan gibi şeyler diyorlar, anladığımdan değil ama bir ortalaması var galiba çoğu işin. Olay kontekste bitiyor, gibi.

Son zamanlarda "iş yapmak insanın kontrol duygusunu artırıyormuş, rahatlamasını sağlıyormuş" diye diye ev işine verdimdi kendimi (burnumu tuvalet kağıtlarına sile sile evdeki stoğumuzla birlikte kuruttuğum, bitmek bilmez hastalık günlerim çıkagelinceye dek). Bir yandan da düşünüyordum "yatağı yaptım, kırlentleri kabarttım, mutfak mükemmel görünüyor, akşama bir de güzel bir yemek hazırladım mı kaç gayme eder benim bu emeğim?" diye. Burada temizlikçi Filipinalar genelde saatine yaklaşık 20 lira üzerinden çalışıyorlar. Ağırdan aldın mı zamandan kayıp, "yaklaşık 20 lira"larda artış ama tabi durakta otobüs bekler gibi çalışan temizlikçiyi kimse istemez. Yine de insan merak ediyor, "hizmetten ödün vermeden hızını artırabilen bir temizlikçinin 'yaklaşık 20 lira'sında bir artış yaşanır mı?" diye.

Asıl sorum şu: x lira bir maaşın x+y lira bir maaşa dönüşmesini etkileyen süreç y'yi nasıl belirliyor?

Yazıya en uygun görsel: LGBTİ'li emekçi kardeşlerimiz ve çil çil altınları
Açıklansın!!! (ilgili tartışmayı bilmiyorsanız lütfen uzun uzun sevinin)

Devlet kurumunda çalışan bir arkadaşımın personel değerlenmesinde beklediğinin çok altında bir puan almasıyla geldim bu konuya. Değerlendirme neye göre yapılmış, kriterler neymiş (belki de şöyle sormalı: var mıymış?), personel bu (varlığı meçhul) kriterler hakkında bilgilendirilmiş mi, değerlendirme sonrasında personele hangi kriterlerde zayıf, hangilerinde güçlü olduğu açıklanmış mı? vs. gibi sorularım oldu kendisine. Ne acıdır ki ne bir açıklama var ortada, ne kriterler, ne de somut gerçeklere dayanan bir değerlendirme. Haliyle çıkardığınız iş ve onun kalitesinden ziyade üstünüze ne kadar yaranabildiğiniz, belirleyici olan (bundan da akıldışı olamaz herhalde diye varsayıyorum). 

Bu maaş meselesi beni yeni hayatıma başlamadan önce çalıştığım STK'da da düşündürüyordu. Kimilerine göre biz hiç iş yapmıyorduk (boş boş oturduğum bir anı hatırlamıyorum, medyayla uğraşıyordum ve Türkiye'de, boşluk mu?), kimilerine göre iş yapıyorduk ama STK işi maaşlı olmamalıydı (STK'nın s'si sevap demek ya zaten), kimilerine göre maaş olmalıydı ama çok da yüksek olmamalıydı (bizimki çok yüksekti çünkü, dolarlarda avrolarda boğulduğumuz günler olurdu), kimilerine göre ise var oluşumuzu sürdürmek için bir soruna ihtiyaç duyduğumuzdan sorunların çözümünden ziyade sürdürülmesi için çalışan, STK işçisi kılığındaki gizli ajanlardık biz (buna bir yaratıcılık ödülü verin). 

Neyse ki (şükür ya Rabb!) maaşımız vardı, düzenli yatıyordu ve benim çalıştığım dönemde iki kez zam aldığımız bile olmuştu. Benim sorunum ise bu artışın herkese eşit düzeyde yansımasıydı (daha o zamanlar kriter mriter gelişmemiş dimağımda, bunlar hep İskandinav beyimin zihinsel yönlendirme çabalarının sonucu). Yani benle o (x kişisi, y kişisi) aynı zammı mı alacaktık? (hadi diyelim bu tatsız bir karşılaştırma sorusu ama çıkış noktası şimdi gelecek olanda) Yani,,, (şimdi geliyor!) ben daha az da çalışsam daha çok da çalışsam yine bu kadar mı zam alacaktım? 

İskandinav beyimden öğrendiğim: Her yeni iş döneminde (beyimi uyuttum, soramıyorum, terimler biraz basite indirgenmiş, unutulmuş da sonradan uydurulmuş gibi gelirse ondandır) çalışanlar benim sorumluluklarım (iş tanımı, bingo!) şunlardı, ben onları şöyle şöyle yaptım diye kendilerini sunuyorlar, ne kadar zam istediklerini belirtiyorlar. Sonra çalışanları temsil eden kimseler (sendika neydi? sendika emekti!) patronlarla pazarlığa girişiyor. Şu çalışanın şöyle şöyle yaptı, şu şu katkıları sundu, hakkını yeme, gibi gibi. y zammı öyle hiçbir argüman kurmadan, senin kaşını sevdim, öbürkünün götünü sevdim gibi hislenmeler üzerinden gelmiyor.

Benim aklıma (rasyonalite istiyoruz, hemen şimdi!) yatan budur. Tabi Türkiye'den kuzey ışıklarının görünmediği doğrudur. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Uppsala'dan Fulden

Onlar expat de biz gurbette miyiz?