Gerçekçiliğin dibi

Uzun süredir görüşmediğim ama üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşımla konuştum az önce. Planlarından bahsetti bana; şimdiki işinin yanına -işinden eğitim için bir destek almasa da- yüksek lisans eğitimi eklemek istediğini anlattı. Haftasonları olsun, yıllık izinleri olsun deney yapacak, 2 yıl dediğin nedir ki deyip dişini sıkarak yüksek bir ortalamayla doktora kapısını aralayacaktı.

Dün yine üniversiteden çok sevdiğim bir başka arkadaşım 7 ay sonra kocasından ayrılıp formalite evlilikle Avrupa'ya göç etme planından bahsetti. Evleneceği kişi kendisine daha önceden iş bulmuştu zaten, güvenilirdi; dili öğrenir öğrenmez güzel işler bulacak, sonrasında da vatandaşlığı kapıverecekti.

Zaman zaman hepimiz iflah olmaz bir iyimserlikle doluyoruz sanırım. Hayaller kısmındayız henüz resmin, hayatlar/gerçekler sonradan gelecek. Hayallerimizde hep enerjik uyanıyoruz güne, ne iş olsa yaparız ağbiciyiz, terlemiyoruz, saçımız hep şekil, iş üstüne iş bitiriyoruz, sonra çıkıp sporumuzu yapıyoruz, ardından güzel bir akşam yemeği, kırmızı şaraplı filan.

Ben de bir hayalperestim. Daha 14 yaşımdayken ailemin yaptığı anlatım bozukluklarına daha fazla dayanamayarak ayrı bir şehirde lise eğitimi almaya karar verdim. Zorlukları düşünmedim, hallederizci bile değildim, o kadar düşünmedim yani. Sonra geleceğin mesleği bir bölüm seçtim kendime üniversitede; iş bulur muyum, yurtdışında yaşamak ister miyim diye sormadan. Kendimi hep sorgulayıcı biri sanıp överken, en çok kendime boş geçtim sorgulama kısmını. Sonrasında afalladım. Yine öğrenmedim ama. Hayalperestliğin ucu bucağı yok çünkü. 

Şimdilerde daha gerçekçi bakmaya çalışıyorum hayata. Bu beni daha sıkıcı biri yapıyor olabilir ya da heveskıran, gözü milletin mutluluğunda, kimseyi çekemeyen biri. Ama aslında sadece sevdiğim insanların biraz daha tedbirli, bilinçli adımlar atmasını istiyorum. 

Önceden şaşırırdım, sosyal güvenlikli kuzeyliler ceplerinde bolca para olmasına rağmen üçün beşin hesabını nasıl yapıyorlar diye. Biz olmayan paramızı harcamakla meşgulken onlar emekliliklerini planlıyorlar mesela. Sonra sağlıklarına dikkat ediyorlar, hayat 40'ında başlıyor çünkü; daha gidilecek çok yer, yaşanacak çok macera var. Yol uzun yani. Bizim zaman zaman sıkıcı diye elimizin tersiyle ittiğimiz pek çok şeyi tadında, yavaş yavaş yaşamayı biliyorlar. Planlıyorlar.

Belki de biz hayalperestlerin en zorlandığı nokta plan aşaması zaten. Benim gibi zaman zengini bir ev geyi bile istediklerini tamamlayamadan günler geçiyorsa hem onu, hem şunu, ha bir de bunu yapacağına inanmak ne kadar makul? Seneye beyimin memleketine taşınma planlarımızı yaparken her şey kontrol altında olmasına rağmen dil öğrenme, iş bulma, yaban ellere alışma gibi kaygılar taşırken ben, senin tüm o kaygıları gidermene kim kefil olacak?

İyimser gerçekçilik gerek bize. Her şey boka sarmayacak ama sen yine de her şey boka saracakmış gibi hazırla yolunu. Gerçekçiliğin dibini boylamadan bir boy vermek belki de en iyisi çünkü.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Uppsala'dan Fulden

Onlar expat de biz gurbette miyiz?