Konfor Alanı Dışına Vizesiz Turlar: Aclun

Geçen haftasonu bir hareketlenme, yer değiştirme isteğiyle günübirliğine kuzey batıya, Amman'a 76 km mesafedeki (sağol wiki) Aclun'a gittik. Kalesiyle, doğa koruma alanıyla meşhur, sıkça gidilip görülen bir yer olarak bildiğim bu şehri ziyaret ettiğimizi Ürdünlülere anlattığımda tepkiler "nasıl yani? tek başınıza? yolu nasıl buldunuz?" yönünde oldu, garip doğrusu (sağol gugıl).

İlk durağımız Aclun Kalesi, benim gibi kalesevmezler için bile etkileyici bir mekân. 12. yüzyılda inşa edilen kale, orta çağ Arap askerî mimarisinin bir örneği(ymiş). Hem Suriye-Ürdün ticaret hatını, hem de Haçlılara karşı bölge halkını/dini? korumakta kullanılmış. Okçuların konuşlandığı yarıklar benim en sevdiğim yeri oldu. Ayrıca tepesine çıktığınızda Orta Doğu'nun göbeğinde olmaktan ötürü "bak şu taraf Suriye", "bak şuralar Vaad Edilmiş Topraklar" şeklinde laflar edebiliyorsunuz.

Aclun'un bizler gibi ecnebilerin nezdinde değer kazanmasının bir diğer nedeni ise, Kraliyet Doğa Koruma Cemiyetine (RSCN) bağlı Doğu Koruma Alanı. Burada, çamların içinde bungalov tarzı odalarda kalıp farklı yürüyüş yollarında huzurlu bir zaman geçirebiliyorsunuz.

RSCN'nin Amman'da da bulunan Vahşi Ürdün Merkezi koruma alanına birkaç kilometre mesafede bulunuyor. (Kaleden indiğimizde, hazır ilk sürüş dersimi almışken merkeze kadar arabayı ben sürdüm. Aclun'un göbeğinden, kalabalığın içinden kazasız belasız geçtim :)) Aclun'daki merkez modern bir kaleyi andırıyor.

Binanın önünden kazılan taşlarla yapılmış, haliyle önüne bir de köprü kurmak gerekmiş. İçinde bir bisküvi fabrikası, bir sabun fabrikası, bir de hediyelik dükkanı var. Tahin pekmezli bisküvilere bayıldım!

Ayrıca daha henüz kullanmaya kıyamadığımız tarçınlı, narlı, keçi sütlü ve ballı sabunlarımız oldu. Merkezin bahçe katından manzarayı izlemek ise harikaydı.

Gelelim Aclun Doğa Koruma Alanı'na. Patikalardan birinde biraz yürüyelim derken daha önceden tanıdığımız Amerikalı bir adamla bir grup Ürdünlü genci renginden ötürü çilek ağacı adı verilen ağacın altında hoş beş ederken bulduk. Tanıştık, gençlerin sayesinde hemencecik kaynaştık, nargile tüttürdüm, Arapçamı pratik ettim. Sonrasında bizim başta yolunu bulamadığımız Mar İlyas adlı kilise kalıntılarına bile hep beraber çıktık.

Günün altın vuruşu ise dönüş yolunda Ceraş'taki Lübnan Evi Halil'in Anası adlı restoranda menü yemek oldu. Ürdün'deki en bomba mekân burası olabilir. Ya da daha önceden Ceraş'a geldiğimizde keşfettiğimiz bu restoranda yeniden yemek için Aclun'a gitmeye karar vermiş de olabiliriz. Çünkü akşam yemeğinin nerede yenileceği daha yola çıkmadan belirlenmişti :)

Bu günübirlik maceramızın ardından çok yorulduk, hatta şu an hastalık arifesindeyiz ama hayat da konfor alanımızın dışından göz kırpıyor, peşinden gitmemek olmaz.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Aslı Erdoğan: İnsanlar ölürken Bach açıp güzel cümleler yazamıyorsun